0

 İnsan Akıllı ve İnanan Bir Varlıktır
         Her şeyi yaratan, canlıları yaşatan Yüce Allah’tır. Allah, bütün kainatı yaratan, idare eden, kendisine tapılan, ibadet [kulluk] edilen en yüce varlıktır.      
         Cenâb-ı Allah, Mürîd [irade eden, dileyen] isminin gereği olarak bütün kâinatı yıldızları gezegenleri ve içindekileri, mahlukatı yaratmayı dilemiş ve Hâlık [Yaratan] isminin gereği olarak “kün fe-yekûn” [ Ol dedi oluverdi. Âyet-i kerime] diyerek yaratmıştır. İnsanın yaşamasına zemin hazırlayan bütün her şeyi yarattıktan sonra nihayet insanı yaratmıştır. Ve canlılar arasında insanı diğer varlıklardan ayıran en önemli fark olarak, ona akıl, irade ve ihtiyar [seçme gücü] vermiştir. Oysa bizleri akılsız bir varlık, inek, sinek veya bir bitki olarak ta yaratabilirdi. Fakat bizleri esmâ-i hüsnâsına güzelce bir ayna olmamız için eşref-i mahlûkat [yaratılmışların en şereflisi/üstünü] olarak yaratmayı dilemiştir.
         Bizler aklımız sayesinde, çevremizde olup bitenler üzerinde düşünürüz. Nelerin iyi veya kötü olduğunu aklımızla anlamaya çalışırız. Yararlı ile zararlı olanı, doğru ile yanlışı yine aklımızla mantığımızla ayırt ederiz. Tüm bunların arasından doğru olanı tercih eder ve ona yöneliriz. Kötü, çirkin, zararlı olandan aklımızı kullanarak uzaklaşmaya, aklın ve mantığın gereğini yapmaya çalışırız.
        Akıl, Allah’ın insana lütfettiği en büyük nimetlerden biridir. İnsanın doğru karar verebilmesi için aklını kullanması gerekir. Kur’an’da sık sık aklı kullanmaya, bilginin önemine ve doğru karar vermeye vurgu yapılmıştır: “…De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunu düşünüp anlar.” ( Zümer suresi, 9. Ayet) Diğer taraftan Allah’ın ayetlerini düşünmek için aklı kullanmanın gereği Kur’an’da şöyle bildirilmiştir: “(Resulüm!) Sana bu mübarek kitabı, ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.”  (Sâd suresi, 29)  Bu yüzden her işte, her olayda, her yerde ve her zaman aklımızı kullanarak doğru kararlar vermeliyiz. Bu, hem kendimiz hem de çevremiz için en iyi tercih olacaktır.
          Yüce Allah akıl, düşünme, yanlışı doğruyu ayırmamızı sağlayan mantık, irade gibi büyük bir nimet vermesine rağmen, bunu yeterli bulmayarak bizim yeryüzünde iyi ve güzel bir insan olmamız, dünya ve ahrette mutlu ve huzurlu olmamız için, bizleri yani insanoğlunu sevdiğinin en büyük göstergelerinden biri olarak akıllı ve düşünebilen bu İnsanı, evrende başıboş ve kendi haline bırakmamıştır. İsteseydi bize doğru yolu göstermeye bilirdi, o zaman biz neyin iyi neyin doğru olduğunu bilemez, insanların akılları kadar çok doğrular ve yanlışlar olurdu. Bizlere Sevgisinin, rahmetinin şefkatinin bir gereği, göstergesi olarak bu insanlar arasından en mükemmel olanlarını seçmiş, kendisine muhatap almış, onlarla konuşmuş;  dilek, emir ve yasaklarını bildirmiş, buyruklarına göre yaşamalarını, hayatlarını tanzim etmelerini istemiştir. Yani peygamberler göndermiş, fakat bununla da yetinmemiş, onların ellerine birer ferman, birer talimatname olarak yazılı bir belge [ilahi bir kitap] vermiş, eğer bu yönergeye uyarsak dünya ve ahiret saadetini kazanacağımızı kurtuluşa ereceğimizi söylemiştir.
         İnsanoğluna akıl nimetinin verilmesi aynı zamanda onun söylediklerinden, yapıp ettiklerinden sorumlu olduğunu da gösterir. İnsan başkası tarafından kötülüğe zorlanmayla değil, kendi aklıyla hür ve cüz’î iradesiyle yaptığı tercihlerinden sorumludur, tercihlerinin sonucunu görecektir. Sevap veya günah helal veya haram, Söz ve davranışlarından dolayı ödüllendirilecek veya cezalandırılacaktır. Bu yüzden Akılsız zihinsel engelliler, hayvanlar, yaptıklarından karşı tarafa verdikleri zarardan sorumlu değildir; bu fiillerine karşılık bir ceza ve yaptırım uygulanmaz, mükellef (sorumlu) değillerdir.
        Bizi hayvanâttan ayıran insanlığımızın gereği olan, İnsanların benimsedikleri birtakım değerler vardır. İnanç ve ahlâk bu değerlerden bazılarıdır. İnsanlar bu ahlâkî değerlerin önemini, doğruluğunu, faydalarını ve gerekliliğini aklını kullanarak anlayabilirler. Allah’a inanan insanlar, Allah’ın bildirdiği ahlâkî değerlerin aynı zamanda kendilerine sorumluluk yüklediğine de inanırlar. Bu yüzden bu değerleri davranış hâline getirmeye çalışırlar. Böylece hem bireysel hem de toplumsal hayatlarını düzene koyarlar.
        İnsanların çoğu; evreni ve evrendeki her şeyi yaratan yüce bir gücün yani Allah’ın varlığına inanmaktadır. Allah’a inanmak, ona güvenmektir. O’nun âdil olduğuna, asla haksızlık yapmayacağına, amellerimize karşılık [yani sevap, mükâfat ve ceza]  vereceğine, doğru işler yaptığımız zaman daima yanımızda olacağına, tövbe ve pişmanlıklarımızda affedeceğine inanmaktır; hayatımızı onun çizdiği helal ve haram, sevap ve günah olarak adlandırdığımız prensiplere göre yaşamaktır. Allah’a inanmak peygamberlerini kılavuz, semavi kitaplarını rehber edinmektir.
 Soru-cevap sitesi




Yorum Gönder

 
Top