0

Allah’ın sıfatları :
       Allah, varlığı zorunlu olan [bu ifade onun yokluğunun düşünülemeyeceğini, var olmak için başka bir varlığın desteğine muhtaç olmadığını ve dolayısıyla onun evrenin yaratıcısı ve yöneticisi olduğunu ifade etmektedir.] ve bütün övgülere layık bulunan [ yani yetkinlik ve aşkınlık ifade eden isim ve sıfatlarla nitelendiğini anlatmaktadır.] zâtın adıdır.

         Sıfat, Yüce Allah’ın insanlarca bilinebilmesi için zâtına [kendisine] nisbet edilen mâna ve kavramlar anlamında dinî bir terimdir. Sözlükte “bir varlığın nitelik, hal ve özelliklerini belirtmek” ve “bir varlığın tanınmasını sağlayan hal ve nitelik” anlamına gelen sıfat kelimesi, terim olarak “Allah’ın insanlarca bilinmesini sağlayan nitelik” veya “Allah’ın zâtına nisbet edilen mâna ve kavram” diye tanımlanır.

        Normal zihnî yetenekteki insanlar, kendi fizyolojik ve psikolojik yapılarından başlamak üzere tabiatta müşahede ettikleri [gördükleri] fevkalâde kuruluş ve işleyişe bakarak bunların bir yaratıcı, düzenleyici ve yöneticinin varlığına işaret ettiğini hisseder; duyu vasıtalarıyla algılanamayan bu yüce varlığı bazı kavramlarla niteleyip ifadelendirirler. İslâm literatüründe Allah’a nisbet edilen bu mâna ve kavramlara isim veya sıfat denilir.

          İman, Allah’ın varlığına ve birliğine şüphe duymadan inanmak ve Hz. Muhammed’in Allah’ın peygamberi olduğunu ve bildirdiği şeylerin hepsinin hak ve doğru bulunduğunu kesin şekilde kabul edip benimsemektir. Allah’a iman, Yüce Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak ve O’nu niteleyen sıfat ve isimleriyle güzelce tanımaktır. Allah’a iman bütün dinlerin vazgeçilmez şartıdır. Bazan insanlar gaflet ve dalaletle yanlış yollara girerek inançsız olduklarını söyleseler de Allah’a inanma, O’na dayanma, ibadet [kulluk ve tapınma] ihtiyacı, insanda fıtraten [yani yaratılıştan, kalp ve vicdanının derinliklerinde] vardır. Çünkü Başımız sıkıştığında, ölüm korkusu belirdiğinde dilimiz hemen adeta istemsiz irademiz dışı “Allah, Allah” demeye başlar. Bu duygu insanla beraber doğmuş ve her devirde en ilkel toplumlarda bile var olagelmiştir. İnsanlık tarihi incelendiğinde görülecektir ki, ilkel devirlerden beri her çağda yaşayan insanlarda Allah fikri ve tapınma düşüncesi var olagelmiştir. ilkel insanın inancı ile aydın ve olgun insanın arasındaki fark, o üstün kudreti belirlemekte, ona verilen isimlerde ve özelliklerdedir. Peygamber Efendimiz din duygusunun insanda fıtrî olduğunu belirtmiştir: “Her doğan çocuk İslâm fıtratı üzere (inanmaya eğilimli olarak) dünyaya gelir.” Peygamberimizin bu sözünden din ve inanma duygusunun insanın doğasında var olduğunu, her insanın inanma duygusuna sahip bir varlık olarak dünyaya geldiğini anlıyoruz.  
        İlâhî sıfatlar, âyet ve hadislerde üzerinde durulan itikadî [inançla ilgili] bir konu olup Müslümanların bunları anlayıp açıklamaya çalışması tabii bir gelişmedir. Allah’a iman eden bir Müslüman’ın, O’na yönelip gönülden bağlanması ve O’nun la mânevî bir iletişim kurabilmesi için O’nun hakkında zihin ve gönül dünyasında olabildiğince aydınlığa kavuşması gerekir. Bu da ancak Cenâb-ı Hakk’ın güzel isimleriyle (esmâ-i hüsnâ) yüce sıfatları hakkında bilgi edinmekle gerçekleşir. Bu sebeple İslâm âlimleri Allah’ın insan idrakini aşan zâtı etrafında konuşmak yerine sıfatlarını konu edinmiş ve bu yolla kâinatın yaratıcısını tanıyıp tanıtmayı amaç edinmiştir.

        Semavî dinlerde, hatta tabiatüstü bir varlığın mevcudiyetini benimseyen bütün dinlerde Allah inancı, dinin temel ilkesini oluşturur. Madde ötesi ve tabiatüstü olduğundan bu varlığın duyularla idrak edilmesine imkân yoktur. Bu durumda Allah ya sadece zihnî bir varlık olarak düşünülecek veya zihnin dışında, gerçek âlemde de bulunduğu kabul edilecektir. Fiilen mevcut olmayan, tasavvur halindeki Tanrı ne kâinatın yaratıcısı ve idare edicisi olabilir, ne de ona inanacak insanların zihninde ve gönlünde yer bulabilir. Şu halde Allah fiilen vardır, fakat duyular yoluyla idrak edilememektedir. İşte bu noktada O’nun tanınması ve kendisiyle fikrî ve kalbî ilişki kurulabilmesi için kendisini bize tanıtması gerekir. Bu da -felsefî teolojiler bir yana-  gönderdiği peygamberler ve kitaplar vasıtasıyla olmaktadır. Sonuç olarak sıfatlar, Allah’ı kullarına tanıtan ve ikisi arasında ilişki kuran kılavuz kavramlar ve rehber kelimelerdir.
          İslâm düşünce tarihinde naslarda [Kitap ve Sünnet’in ifadelerinde] ve özellikle Kur’an’da yer alan ilâhî sıfatları inkâr eden bir grup olmadığı gibi yaratıcıyı zâtı ve sıfatları bakımından yaratılmışa benzeten kimseler de yoktur.  Teşbih ve tecsîm [Yani Antropomorfizm: İnsan biçimcilik; manevî varlıkları fizikî şekilde, özelliklede insan biçiminde düşünme, insana ait özelliklerin başka bir varlığa -bilhassa Tanrıya- aktarılması demektir.] diye adlandırılan akımlara da -çok az sayıdaki kötü niyetliler ve cahiller dışında-   itibar eden olmamıştır.

       İnsan zihni, nisbî [göreli, izâfî] değerlerden ibaret olan zaman ve mekân kayıtları, yaşadığı güneş sistemi ve madde âleminin şartlarıyla sınırlı olduğundan bütün bu kayıtlardan münezzeh olan yüce varlığı, mâhiyet ve hakikatiyle [bütün içyüzü, nitelik, ne’lik ve gerçekliğiyle] idrak etmekten âcizdir. Kur’ân-ı kerîm’de mealen  “O’nu gözler idrak edemez. Fakat O gözleri idrak eder. O her şeyi bütün incelikleriyle bilir, her şeyden haberdardır” (En‘âm Sûresi 6/133)  buyurularak Allah’ın zâtını kavramanın imkânsız olduğu açıklanmıştır.                Hz. Peygamber de bu konuda “Allah’ın yarattıkları (veya nimetleri) hakkında düşününüz. Fakat zatı hakkında düşünmeyiniz. Gerçekten siz buna güç yetiremezsiniz” buyurmuştur. (Süyûtî, Câmiü’s- sağîr)

         Her Müslümanın  Cenâb-ı Allah’ın en güzel vasıflarla nitelenmiş ve noksan eksik sıfatların hepsinden de arınmış olduğuna inanması farzdır.
         Sıfatların Tasnifi
         Mâtürîdiyye ve Eş‘ariyye’ye [Bunlar İslâm dininde İtikadla (inançla) ilgili iki mezhep/ekoldür, dünyadaki Müslümanların büyük çoğunluğu dinî inançlarla ilgili bu iki mezhebin yorumlarını kabul etmişlerdir. 7. Sınıf 4. Ünite “İslâm Düşüncesinde Yorumlar” da bunları ayrıntılı olarak göreceğiz.] mensup kelâmcılar [Kelâm: İman esaslarını açıklayan dinî bilim dalıdır.] Allah’ın yaratılmışlara benzemekten münezzeh olduğunu söylemekle birlikte, üstünlük ve kemâl niteliği taşıyan bütün sıfatları O’nun zâtına nisbet etmeyi hem aklen hem naklen zaruri görmüştür. Zira Kur’ân-ı kerim ve Hadis-i şeriflerde Allah’a ilim ve kuvvet gibi (sübûtî) sıfatlar atfedilmiştir. Yani en Ekmel [en mükemmel] varlık olan Allah’ta kemâl sıfatlarının bulunmadığını iddia etmek, O’nu yaratılmışlara nisbetle eksik/ noksan varlık olduğunu ileri sürmek anlamına gelir ki, bunlar Allah hakkında kabul edilemez.

          Kur’ân-ı Kerîm’de İslâmiyet’teki Allah anlayışı açıklanırken tevhid ilkesine dayanan tenzihî sıfatlar ısrarla vurgulanmış, bunun yanında kâinata ve özellikle insana yansıyan birçok kemâl sıfatı zât-ı ilâhiyyeye [yani Allaha] nisbet edilmiştir. Allah’ın sıfatları diğer varlıkların sıfatlarına benzetilemez. Her ne kadar isimlendirmede benzerlik varsa da, Allah’ın ilim, irade, kelam sıfatları insanın ilim, irade ve kelamına benzemez.
         Allah zâtı yönünden değil ulûhiyyeti [İlah/Tanrı olması] bakımından bilinebilir. Mutlak varlık ve vâcibü’l- vücûd [varlığı zorunlu] olan Allah’ın aklen bilinebilen ve sınırları
  din tarafından belirlenen selbî ve sübûtî sıfatları vardır.

        Erken dönemlerden itibaren âlimlerce sıfatlar hakkında yapılan tasnifler eski ve yeni kelâm ilmi devirlerinde sistemleştirilerek öğretime elverişli hale getirilmiştir. Değişik ekollerce farklı sayılar verilmekle birlikte ilâhî sıfatlar mânaları dikkate alınmak,      eğitim ve öğretimde kolaylık sağlamak amacıyla sistemleştirilerek çeşitli gruplara ayrılmıştır. Buna göre sıfatlar genelde  Zâtîselbî/ tenzîhî  ve  sübûtî (îcâbî) diye iki başlık altında değerlendirilir:

       1. Zâtî/ Selbî (tenzihî) Sıfatlar. Yüce Allah’ı zâtına lâyık olmayan niteliklerden ve yarattıklarına benzemekten tenzih etmeyi gerektiren sıfatlar olup, O’nun ne olmadığını ifade eder ve tenzihî [kusur kondurmama] olarak da anılır. Kemâlin [mükemmelliğin] zıddını teşkil edip Allah’ı her türlü âcizlik, eksiklik ve yaratılmışlık özelliklerinden tenzih eden bu sıfatların tam bir listesini yapmak mümkün olmamakla birlikte esaslarını oluşturanlar şu şekilde belirlenmiştir:

          Vücûd, vahdâniyyet, kıdem, beka, muhâlefetün  li’l-havâdis, kıyâm bi-nefsihî. 

Vücûd “yokluğunun düşünülememesi” demektir. Vücud sıfatı  Allah’ın var olduğunu fâni olmadığını ifade eder. O vâcibü’l- vücûddur [varlığı zorunludur].  Yüce Allah’ın yok olduğunu ifade etmek kâinatı ve içindeki varlıkları inkâr etmeyi gerektirir. Çünkü her şeyi yaratan ve var eden O’dur. Varlıklar var olduğuna göre ve tesadüfen, kendi kendine hiçbir şey var olamayacağına göre sonuçta bunları var eden, yaratan birisi olması gerekir. 
Vahdâniyyet “Allah’ın şerikinin olmaması”, yani bir olması, ortaksız olması demektir. Yüce Allahın varlığını kabulden sonra en önemli iman esası, 
Tevhid yani Allahın birliği inancıdır. Tevhid inancı olmadan Allaha imanın bir manası ve değeri yoktur.  
Kıdem “varlığına ait bir başlangıcın bulunmaması” ezelî olması demektir. Yani O önce yok iken sonradan var olmuş değildir, hep vardır. 
Beka “varlığının sona ermemesi” ebediyen var bulunması demektir. 
Muhâlefetün li’l-havâdis “yaratılmışlara benzememesi” ;  
Kıyâm bi-nefsihî “varlığı için başkasına  ihtiyaç  duymaması ”  mânasına  gelir.

         Selbî sıfatların sonucu olarak Allah cisim değildir, mekândan münezzehtir, bir yerde ve yönde bulunmaz, parçalardan oluşma niteliği taşımaz, hiçbir şey O’na benzemez. Selbî sıfatlar sadece Allah’a ait [O’na özgü] olduğundan yaratılmışlara nisbet edilemez. Bu sıfatlar konusunda değişik ekollere/mezheplere mensup âlimler arasında önemli bir görüş ayrılığı yoktur.

        2. Sübûtî Sıfatlar. Allah’ın zâtına nisbet edilen mânalar olup O’nun ne olduğunu ifade eder. Allah’a çok sayıda sübûtî sıfat nisbet edilir. Ancak öğretici olması için, ayrıca yazarken
öğretirken kolaylık ve düzen sağlamak gibi gayelerle bunların içinden SEKİZİ seçilmiştir:   

        Hayat, ilim, semi‘, basar, kudret, iradekelâm, tekvin.

Hayat bütün sıfatların varlık ve işlerliğini sağlayan bir sıfattır, Cenâb-ı Hakk’ın hayat sahibi, diri olmasıdır. İlim en kapsamlı, taalluk alanı en geniş olan sıfatı yani Allah’ın her şeyi bilmesi, ilminin her şeyi kuşatması demektir;  
Semi‘ ve Basar işitilmeye ve görülmeye konu teşkil eden her varlıkla ilgisi olan sıfatlardır, Yüce Allahın her şeyi işitip, her işi görmesi demektir. 
Kudret “meydana gelmesi mümkün olan her şeye güç yetirme” , Hak Teâlâ’nın varlıklar üzerinde irade ve ilmine uygun olarak tasarruf etmesi, her şeyi yapmaya ve yaratmaya gücü yetmesi anlamına gelirken;  
İrâde olması imkân dahilinde bulunan, yani çeşitli alternatiflerden birini tercih eden sıfattır, yani Allahın bir şeyin şöyle olup da böyle olmamasını dilemesi, her şeyi dilediği gibi belirleyip tesbit etmesi demektir. 
Kelâm, Allâhü Teâlâ’nın harfe ve sese muhtaç olmadan konuşması demektir. Allah’ın peygamberlerine bildirdiği vahiyler, onlara indirdiği kutsal kitaplar, yarattığı varlıklara hissettirdiği ilhamlar, hep O’nun kelâm (konuşma) sıfatının bir tecellisidir. 
Tekvin icad etme ve yaratma, yok olan bir şeyi yokluktan çıkarmak, var etmek demektir.

 Soru-cevap sitesi




Yorum Gönder

 
Top